|
HAMAMÖZÜ GEZİSİ
Hulusi Üstün
Deniz Feneri Derneği'nin özverili çalışanlarından Habibe Hanım bir haftalık bir tatil için Amasya'daki köyüne davet ettiğinde açıkçası çok istekli değildim. Beni çeken asıl şey bir haftalığına da olsa denizin olmadığı bir yerde tembellik yapacak olmaktı. Daveti kabul edip Amasya Hamamözü ilçesine bağlı Göçeri köyüne gittik.
Amasya'dan geçen asıl yolun bayağı ırağında geçtiğimiz güzergahın kuraklığına, kıraçlığına inat yemyeşil bir vadide kurulu Hamamözü. İki bin civarında nüfusu olmasına rağmen ilçe statüsünde olan bu kasabacığın her tarafı ığıl ığıl sular kaynaklar ve derelerle dolu. Kilometre başına bir pınar veya kaynak düşüyor. İlçedeki sıcak su rezervi yüzünden kaplıca turizmi gelişme göstermekte. Son derece modern bir dinlenme tesisi ve eski kaplıcaları yüzünden çevre il ve ilçelerden hafta sonunu geçirmek üzere gelen ziyaretçiler bu küçük kasabayı şenlendiriyor. İlk konakladığımız ev köyün kuruluş yıllarında inşa edilmiş iki katlı bir Çerkes evi. İçi buram buram şibjişu (Çerkes biberi) kokuyor. Tanımadığımız bir nine sarılıp öpüyor bizi elimizden tutup Athap'a (Balkon) alıyor. Konuşmalar yarı Türkçe yarı Çerkesçe. Bol dualı bol ikramlı birkaç saat geçiriyoruz ve aynı sıcaklıkla uğurlanıyoruz. Hamamözü'nün eski evlerinin tamamı aynı mimari stille yapılmış. Fevkalade bir teknik olmasa da geniş kullanım alanı, özgün cumba tarzı, dar pencereleriyle aynı özellikleri sergiliyor. Giriş kapısı geniş bir sofaya açılıyor, diğer odaların tamamına da aynı sofadan giriliyor. Sağ taraf muhtemelen harem olarak kullanılıyordu çünkü mutfak ve kiler bu tarafta. Eve sol taraftan ikinci bir giriş bulunmakta. Çıkış kapısının sağında bir başka oda Haçeş olarak kullanılmış olmalı. Onun dışında evi samanlık ve depo gibi diğer müştemilatlar tamamlıyor. Ahır ise alt katta ve girişi ters yönde.
Çerkesçe adı Hakuçhable olan Hamamözü'nün sakinleri Çanakkale Biga'da Kahvetepe adlı Çerkes köyünün adının da Hakuçhable olduğundan haberdar değil. Köyün kurucuları sürgünde Tuapse'den ayrılmış olan Kuipl, Huşt, Khurum gibi Şapsığ aileleri. Sürgün sonrası önce Çarşamba'da iskan edilmiş, daha sonra Gümüşhacıköylü toprak ağalarının şahsi mülkü olan bu geniş araziyi satın alarak altmış hanelik bir köy kurmuşlar. Çevrede Göçeri, Hamdiköy, Yeşilpınar gibi başka Çerkes köyleri de mevcut fakat bu köyler Besniy, Mehoş ve Abzah ailelerin mekan tuttuğu yerler.
Birinci Dünya Savaşı'nda bu çevreden savaşa gitmiş olan yüzün üzerindeki gencin acısı halkın hafızasında hala taptaze. Doksan yaşındaki Khurum Naciye Nine babasının kendisi on beş günlükken savaşa gittiğini ve üç amcasıyla birlikte cephede kaldığını söylüyor ve bu yıllarda köy halkının çok büyük sıkıntılar çektiğini, civardaki büyük ağaçların kesilip yakıldığını, yaş dengesi olmayan evlilikler yapıldığını söylüyor. Hemen ardından kurtuluş savaşı için köyden çıkan on sekiz gençten sadece ikisi geri dönebilmiş. Bu nedenle her aile iki nesil öncesi gençlerini bağrından koparıp bilinmedik coğrafyalara göndermiş. Aklıma bir süre önce Yalova Güney köyde gördüğüm fotoğraf geliyor. Çanakkale müdafaası için Güneyköy'den gönüllü olarak üç yüz kişi savaşa gider ve Bursa'da toplu olarak kar altında resim çektirirler. Yazık ki bu üç yüz gönüllüden sadece bir kaçı geri dönecek kadar şanslıdır.
Oturduğumuz çay bahçesinde kulağıma Çerkesçe sohbetler geliyor. Sağımdaki masada oturan ihtiyarlar bir başkasının tarlasındaki mısırları çalmaktan bahsediyorlar. Önümdeki masada birkaç kişi üniversiteye giden gençlerine burs vermekten bahsediyor. " Memleket darda" diyor birisi. "Her tarafı kurtlar sarmış ve bu sefer de ancak Çerkesler kurtarabilir Türkiye'yi." Gülümsüyorum.
Maillerime bakmak için girdiğim internet odasında küçük çocuklar bir Kafkas kanalında yaşıtlarıyla chat yapıyorlar. Adları Canberk, Canbolat gibi Çerkeslik çağrıştıran bu çocukları görünce geleceğin kapkara olmadığı düşüncesi doğuyor kafamda. Gelen maillerin konusu da Çerkesçe eğitim. Sembolik de olsa bir okulun açılması, çocuklarımızın Çerkesçe eğitim görmesi istekleri sıralanıyor. Akılcı teklifler, uzakgörüşlü düşünceler var. Başlangıçta ütopya gibi gelse de içinde bulunduğum ortamdan olsa gerek "galiba olabilir" diye geçiriyorum kafamdan. Türkiye'deki Çerkes diasporası bizim içinde büyüdüğümüz, farklı bölgelerden gelip İstanbul'da bölük pörçük kültürel öğelere sarılmış cemaat sosyal yapısına bile ulaşamamış gruplardan ibaret değil. Yıllardır Anadolu'yu her görüşümde istisnai kabul edilemeyecek canlılığa sahip Çerkes köyleri bende çok sağlam bir şekilde kültürel kimliğin korunduğu düşüncesini oluşturuyor. Fevkalade bir sosyal hareketlilik olmazsa Çerkes kültürünün birkaç kuşak daha varlığını hissettirmesi mümkün. Bu da ulusal kimliğin en önemli öğesi olan dilin korunmasına, yaşatılmasına bağlı.
Göçeri köyü ise Hamamözü'ne beş kilometre ilerde bir Besniy köyü. Sabah akşam Çerkes mutfağına has lezzetler tadıyoruz. Bizim "poy" dediğimiz baharata "hoben" adı veriliyor, ceviz içi, sarımsak ve kişnişin benzersiz uyumu, "mamırsa" ve "kedşips"le birlikte farklılığımızı damak tadımızda da ortaya koyuyor. Akşamları evin önündeki yar başına kurulu küçük parkta köy delikanlılarının çaldığı mısırlar pişiriliyor, komşu kadınların getirdiği şelameler yeniyor, semaver çayı, mızıka sesi ve oyunlar... Kimileri için tatil deniz kum ve yaz aşklarından ibaret. Belki yaşadığım yer bir yazlık mesire yeri olduğu için bence tatil bir Çerkes köyünde geçirilmeli. En karşılıksız, en içten, en pazarlıksız ve en ölçülü insani ilişkiler tadılmalı. Akordeon sesi, rüzgar sesi, su sesi, bir de cırcır böceklerinin sesi olmalı tatilde. Gördüğünüz her yere uzanıp karşılaştığınız her insanla bir anda hemhal olmanın tadına varmalısınız. Köyünde bizi büyük bir konukseverlikle ağırlayan Habibe Hanım'a, Göçeri gençlerine, Şahnur nineye, Hamamözü gençlerine, Cumhur Aydın'a teşekkürler. |
Konu: slm
mrb ben engin yorumunuzu cok beğendim bu yorumlarınızdan dolayı size teşekkür ederim
Bağlantı »
Konu: göçeri
hülisi bey'e teşekkürlerimi sunarım. göçeri :habze ve dayanışmanın adresi
Bağlantı »
Konu: Amasya
merhaba,
Amasya'ya gidipte beğenmemek mümkün değildir ne de olsa kendi memleketim.Yazıyı okur okumaz sıcak geldi.Güzel anlatmışsınız.
selam ile..
Bağlantı »
Konu: Çok güzel anlatmışsınız
Bende öyle bir köyde olmak istedim. Kültürümden insanlarla beraber olmak, hayatı paylaşmak istedim. Sizin içten anlatımınızda sanırım bunda etkili. Kurmak istediğiniz okulu ben de yürekten destekliyorum. Dilimi Öğrenmeyi çok istediğim halde öğrenemedim. Bir gün nasip olur belki. Paylaşımınız için teşekkürler.:) Sevgilerimle...
Düzenleyen gubse gün: 18/10/2006 saat: 10:35
Bağlantı »